Necip Fazıl Kısakürek Sözleri

2010-12-10 03:17:00

 

Bir gün büyük şair Necip Fazıl Kısakürek'e sahilde rastlayan bir hayranı;
''Üstad, senin bütün mücadelelerin güzel, hizmetlerin eşsiz ama şu tarafın olmasa diye tenkit eder Bunun üzerine Necip Fazıl tebessüm ederek:
''şu boğaz'dan geçen lüks ve güzel gemiyi görüyor musun? Bak ne kadar lüks ve konforlu değil mi? İşte böylesine lüks geminin tuvaleti de vardır'' der

*********************************************
Bir gün Necip Fazıl, bir üniversitede konferansa katılmış
Çıkıp herzamanki gibi Din ve Allah kavramı hakkında konuşmuş
Konuşması bittikten sonra, onunla karşıt görüşlü olan bir Profesör, Necip Fazıl'a 'Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz, şimdi ise o sözlerinize çelişen şeyler söylüyorsunuz Yazdığınız şiirler hala ezberimdedir bu ne demek oluyor? '
Necip Fazıl'ın cevabı meleklere parmak ısırtacak bir cevap olur 'Benim geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece köpekler kurcalar'

************************************************
Nur Harmanı'nın pırıltılı kalemi Necip Fazıl'ın da içinde bulunduğu uçak, Yeşilköy Havaalanından kalktıktan kısa bir zaman sonra arızalanır ve geri döner Havaalanındakiler merakla, "Ne oldu, nasıl oldu?" diye sorarlar mübareğin cevabı hem teslimiyetçi hem de hikmetli:
"Ahirete kabul etmediler, geri döndük"

*************************************************
Mahkemede hakim, Necip Fazıl'a:
- Bak, der Seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim, öyle değil mi?
Necip Fazıl sorar:
- Hakim Bey, yoksa istifa mı ediyorsunuz?

*************************************************
Rahmetli Ustad bir yerde konferans verirken, Ustadi sevemeyen biri konusmayi biraz
dinledikten sonra salondan cikar gibi yapip ustadin onunden gecerken muz kabugunu
Ustadin on tarafina yere atar
Ustad umursamaz bir tavir;
-Burada bir kimlik bulunmustur kayib eden varsa gelip alsin der

*********************************
1960’lı yıllar, Üstad’ın “Sahte Kahramanlar” konferansı ile Türkiye’yi salladığı yıllar İşte bu “Sahte Kahramanlar” dolayısıyla Ankara’ya gittiği zaman, devrin başbakanı bir adamını göndermiş Üstad’a adamın getirdiği mesaj şu:
—Muhterem Üstadım, sayın başbakanımızın size çok selamları var
-Aleyküm Selam ,ne diyor?
—Sahte kahramanlar konferansında kendilerinden söz edilmemesini istiyorlar
Başbakanın adamının sözü bitince şöyle gürlemiş Üstad:
—Var git söyle ona, sahte kahraman olmak da bir seviye işidir Onda bu seviye de yok, merak etmesin bahsetmeyeceğim

*********************************
Kayseri'deydik, bir adam getirdiler, "şununla iki kelime konuş!" dediler bana Adam geldi Elinde sigara, Ramazan günü Anladım ne tip
olduğunu

Hitap ettim:

"- Sigaranı at da öyle gel karşıma!"

Gayet ucuz bir formülü vardır bu işin Günün hemen bütün formülleri gibi

O da aynı şekilde cevap verdi:

"- Allah'ın bildiğini kuldan niye saklıyayım?"

Bu umumî formül

Devam ettim:

"- Allah senin tenasül aletin olduğunu da biliyor Niye saklıyorsun?"

Bozuldu, kala kaldı, hiçbir şeye aklı eremedi "- Senin bu susman mağlûp olman
değildir Şimdi seni mağlûp edeyim dedim; Allah'ın bilmediği bir şey olabilir mi? O her şeyi biliyor Yalnız senin, Allah'ın bildiğini, yalnız ondan af dileyerek ona tahsis etmen ve onun bildiği şeyi ortaya açıkça, hayâsızca dökmemeni gerektiren bir fakülteye malik olman lâzım Sen bundan da mahrum bir bedbahtsın!"

*********************************
Üstad Yenilgi ve mağlubiyeti kabul etmezdi Bir gün bir tren istasyonunda onun sinirli sinirli gezdiğini gören bir hayranı (bazı rivayetlere göre onu sevmeyen biri) sorar:
- Ne oldu Üstad, treni mi kaçırdınız?
Üstad böyle bir ithamı kabul eder mi? Treni kaçırmak bir eksiklik, bir yenilgidir
- Kovdum gitti, der


 

 

Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse

Anladım işi ; San’at ALLAH ı aramakmış, Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış

Dipsiz hasrete tuzak
En yakınken en uzak
Tadı zehrinde erzak;
KADIN!

Gençliğine güvenipte vakit çok erken derken;
Bir bakmışsın elveda bile diyememişsin giderken
ALLAH bir demektense, ecel teri dökerken
Ölüversem, beklenmez bir anda ALLAH bir derken

Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın

Bu yük senden Allah’ım, çekeceğim, naçarım
Senden Sana sığınır, Senden Sana kaçarım

Annesi gül koklasa ağzı gül kokan çocuk
Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk
Çocukta uçurtmayla göğe çıkmaya gayret
Karıncaya göz atsa niçin? Nasıl? ne hayret

Ölenler yeniden doğarmış, gerçek!
Tabut değildir bu, bir tahta kundak
Bu ağır hediye kime gidecek
Çakılır çakılmaz üstüne kapak?

Sual = ey veli, insan nasıl olmalı, söyle!
Cevap = son anda nasıl olacaksa hep öyle!

Dostlarım ev eşyamdı, bir bir gitti diyorum
Artık boş odalarda ölümü bekliyorum

Bir anlık emanete ne türlü övünelim
Gel, rahmet kapısında ağlaşıp dövünelim

Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var
Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var

Ellerime uzanan dudakları tepeyim
Allah diyen, gel, seni ayağından öpeyim

Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık
Anla ki yok, Allah’tan başkasıyla yakınlık

Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde
Allah’tan nasıl korkmaz, insan onu sevse de

Bal Sensin ( sav ), varlık petek

Ben, haritada deniz görmüş boğulmuş
Dokuz köyün sahibi dokuz köyden kovulmuş

Güneşle bir tutsam girmez hizaya
Dar bulur sığmam der, dipsiz fezaya
Kuyruk salar, sonra hırlar ezaya
Benim nefsim, benim nefsim..ne köpek

Nefsimin ardından koştum perişan
Ondan bir kıl bile avlayamadım

Her ağızda her telde fanilik dırıltısı
Sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı

Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür
Sana çöl gibi gelen, o göl diyorsa göldür

Tahtadan yapılmış bir uzun kutu
Baş tarafı geniş, ayak ucu dar
Çakanlar bilir ki bu boş tabutu
Bir gün kendileri dolduracaklar

Allah dostu odur ki nefsine tek pay biçmez
Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez

Cılız vücuduma tam görünse de
İçim bu dar yere sığılmaz diyor
Geride kalanlar hep dövünse de
İnsan birer bire yine giriyor

Eklense de başıma, dünyada kaç baş varsa
Başım, onların hepsi için secdeye varsa

Açı doyurmaksa kabirde meram
Yemeğim fatiha, günde beş öğün

Öyle bir devim ki, hakikatte pireyim
Bir delik gösterin de utancımdan gireyim

Minarede ‘ölü var’ diye bir acı sala
Er kişi niyetine saf saf namaz..ne ala
Böyledir de ölüme kimse inanmaz hala
Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan

Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam
Alıp beni götürsün, tam 4 inanmış adam

 

 


 

* Olunmayacak herşeyle olabilecek herşeyin kefalet ve keyfiyeti İslamda...Herşey İslamda....

* Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum.

* İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa imha için de o kadar cehalet kafidir.

* Biz hohlaya hohlaya buz dağlarını erittik; şimdi ortalık çamurdan geçilmiyor.

* Zaman insanları değil armutları olgunlaştırır.

* Sabır, çekilen şeyi duymamak değil, ona dayanmayı bilmektir.

* Ruh, dal budak salmış bir ağaç gibi göz önünde bulunan hakikatlerde değil, en derin ve en gizli yerdedir. Ruh, insanın tohumudur.

* Bir tohumda; gövdesi, dalları, yaprakları ve meyvesiyle bütün bir ağaç gizlidir.

* Bir hadiseyi düşünebilmek için filozof olmaktan başka çare görmemek, düşünme hakkından vazgeçmek değil midir ?

* İmanın ticaretini yapanda, iman arama !

* Fikir besler, siyaset öldürür. Siyaset, fikrin kendisi değil; posasıdır.

* Gözler, ya merhamet ya da neferetin ışıldadığı bir kandildir.

* Kadın; Hristiyanlıkta yol kesici bir engel, İslamda ise yol açıcı bir kanattır.
 
alıntıdır...
 

 

3485
0
0
Yorum Yaz